anlam veremediğim ama bkz verdiğim ve de boş kalmasını istemediğim ama yinede gerçekleştiğini gördüğüm , bizzat tanık olduğum * çok çikin acıtan durum.
neden insanlar kırar ki en çok sevdiklerini... aşkından nefes alamazken neden uzaklaştırır ki sevdiğini kendinden... neden neden? günlerdir aylardır kendime soruyorum... belki hayat... belki aşk... belki kader...
bu insanlar her gece birbirlerini düşünürler... diğerinin hayaliyle bütün gün birlikte yaşarlar... rüyalardan "o"nun ismini sayıklayarak uyanırlar... uykular ise ağlayarak uyumaktan ibarettir...
sesini duysan bile ısınamazsın güvenerek...çünkü bilirsin sana ait değildir o ses... kalbi sana ait olsa da uzaksındır...
ve kendi batışını uzaktan izlersin yavaştan...
gözlerin dolar en ufak hüzünde... ağlamak için bahane arasın... artık arkadaşlarına bile sığınamazsın... çünkü seni üzen bu adamı artık unutman gerektiğini düşünürler... sen ise unutamazsın... sessizce kabuğuna çekilir, acının geçmesini beklersin..
tanım:
severek ayrılanlar bilirler ayrılığı
sen benim eş ruhumsun unutmuş olsan hissederdim
unutmuş olsan yanımda durmazdı her sabah hayalin..
seni görmek için geri geldim sen gideli çok olmuş
nereye gidersen git Çantanda bir resmim aklında gülüşüm olsun
beni seni gerçekten sevdim
bitmez demiştim bitmedim...
enayiliğin farklı bir versiyonu, iki insan birbirini seviyorsa ** üstesinden gelemeyecekleri bir sorun yoktur. bu durumda severek ayrıldıklarını iddia edenler ya birbirlerini tam sevmiyorlar ya da sorunların üstüne gitmekten korkuyorlar.
severek ayrılmış biri olarak sevginin her şeye yetmediği durumların olduğunu söylemek isterim . yaşamasam bana da inandırıcı gelmezdi belki. çok can yakar o ayrı ve unutması yıllarını alabilir...
karşı tarafın kalbini çok kırması durumunda olabilecek bir hadise.çok sevdiğin halde artık olmayacakmış gibi hissedersin;belki de o benim canımı acıtıyor ayrılık da onun canını acıtsın düşüncesiyle yapılabilir.ama cesaret işidir de aynı zaman da.bir de sorunların üstesinden gelinemeyecekmiş gibi düşünüldüğü için de yaşanabilir bu ayrılık kimi zaman ama bütün mücadeleleri vermek gerekir önce aşk için!yine olmuyorsa...
sevgilerini içene gömerek yaşarlar yaşamak denirse onun adına..bazen yapmak istediğinle yapman gereken uyuşmuyor malesef,yaşar gibi olanlarda hayat derler onun adına..
soranlara hiçbir şekilde mantıklı bir açıklama getirilemeyecek zira ilişkinin kahramanlarının da herhangi bir mantığa karşı mavi ekran tepkisi verdiği fiile faal olmaktır. canı en çok acıtandır.
ayrılıktan sonra içinde fotoğrafları muhafaza eden bilgisayarınızı, yutkunarak, gözünüzde düşmeyen çünkü düşmesi durumunda fiziksel acıya geçiş yapacağınız gözyaşı eşliğinde açarsınız. fotoğraflar jeff buckley'in hallelujah'ı eşliğinde açılır. parmak uçlarınızla monitöre dokunarak 2. boyutu aşmaya çalışırsınız. sonra işin mantıksızlığı dökülür siz farkında olmadan:
- oğlum seviyordum lan ben seni. sen korkuyordun beni sevmekten. o kadar fotoğraf, o kadar güzellik, o kadar mutluluk, o kadar aşk, o kadar hayat... o kadar hayat!
aşk ve mantığın verdiği savaşta mantığın galip gelmesidir.
kavga sebepleriyle kavga boyutlarının artık ters orantı kurmaya başlaması, veya sevginin ve soru işaretlerinin boyutunun doğru orantıda olmasıdan kaynaklıdır.
çok üzer, çok incitir, çok ağlatır, çok düşündürür..
akla gelir güzel günler, elllerin ve gözlerin kenetlendiği anlar..
''evet haklıydım''ların yanında küçük küçük pişmanlıklar kemirmeye başlar beyni.
unutulmaz severek ayrı düşülen sevgili, asla unutulmaz...
Özledim seni
özledim seni...
ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor nicedir.
beynimi uyuşturuyor özlemin...
çok sık birlikte olmasak bile
benimle olduğunu bilmenin
bunca zamandır içimi ısıttığını
yeni yeni anlıyorum
yokluğun,
hatırladıkça yüreğime saplanan bir sizi olmaktan çıkıp
mütemadiyen bir boşluğa
sabahları seni okşayarak başlamaları
aksamları her isi bir kenara koyup
seninle baş başa konuşmaları özlüyorum;
oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi,
sevimli haşarılığını,
çocuksu küskünlüğünü...
nasılda serttin başkalarına karşı
beni savunurken;
ve ne kadar yumuşak
bir çift kısık gözle kendini
ellerimin okşayışına bırakırken
gitmeni asla istemediğim halde
buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söylemeden
''git artık'' demek
''beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk
kavuşacaksın mutluluğa''
demek sana nede zor
seni görmemek ve belki yıllar sonra
karsılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek...
can yÜcel
böle olsa gerek..
düşün ki yol yok, iz yok, çıkış yok, çaresizsiniz. zamana bırakıp gitmek gerekiyor. belki de o şehri değiştirmenin vakti de gelmiştir. ve yalnızlık adındır.