şebnem ferah'ın 1996 yılında çıkan 1. albümü. müziğinin aslında nereden geldiğini anlatan, "özünü" görebileceğiniz, tek resmi albümün kapak resmidir. parmaklarında kocaman yüzükleriyle, parmaklarıyla perdelediği bakışlarıyla, arşivlik bir albümdür..
albümdeki 10 şarkıya bu dönemin tüm şarkılarındaki anlamların toplamından daha derin * yüklemiştir..bu albümüyle şeboizm akımı doğdu*
devlet öncesi toplumda zekasından,becerisinden korkulup silahla yola getirilmek suretiyle sindirilen, bu sinme hali hala da devam eden varlıktır, insandır, yaşam kaynağıdır.
derler ki kabile hayatının hüküm sürdüğü yıllarda kadın tarım işiyle uğraşırmış ve bu konuda da oldukça başarılıymış erkekler de avcılık işiyle uğraşırmış ancak erkeğin elinde bulunan av aletleri erkeği kadından daha üst konuma getirmiş ve o gün bu gündür ne yazık ki hala bu anlayış devam etmektedir.
kadınlar genelde esprilerle anılır, anlaşılmaz varlıklar oldukları, kaprisleri, anlama becerilerinin zayıflığı(!), teknolojiye olan ilgizsizliği ve de bilgisizliği anlatılır durulur.
hala bazı ülkelerde açıkça ikinci sınıf muamele görürler.
hala birçok devlet başkanı erkektir, hayatın birçok alanında kadınlar yoktur.
oktay uygun`un dediği gibi erkekliğe ilk adım, sünnet, hala şenliklerle kutlanılırken, kadınlığa ilk adım ilk adet kanaması hala utanç vesilesi, gizlenmesi gereken bir durumdur.
kadınlar çoğu kez bir şeyi değiştirmek için değil, bir şeyi değiştirecek erkeğin aklını çelmek için kullanılmıştır.
genel anlamında "kadın" ın yaşadığı bunca haksızlığa, ezikliğe rağmen hala her şey insan içindir ve işte bu insanı dünyaya getiren varlık kadındır. isterse bir tarlanın içinde ömrünü geçirsin, isterse saraylarda doğsun büyüsün insana ait duygular bile an glir farklı olur; kiminin çok sevdiğinden öteki tiksinir, kiminin övündüğünden öteki utanır ama ikisi de evlat sevgisi dendiğinde aynı şeyi hisseder... kadın olmak en başta anne olmak değildir, ama anne olmak en başta kadın olmaktır...
ayın altında kağnılar gidiyordu.
kağnılar gidiyordu akşehir üstünden afyon'a doğru.
toprak öyle bitip tükenmez.
dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişmeyecekti.
kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık, kısacıktılar
ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında
ve ayakları altında akan
toprak
toprak
ve
topraktı
gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
ve kadınlar
birbirlerinden gizleyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar oynuyordu.
ve ayın altında kağnılar
yürüyordu akşehir üstünden afyon'a doğru
hamamböceğini takip edeceksin!
hamamböceği hızla bir istikamete doğru yol alırken, hiçbir engelle karşılaşmamasına rağmen aniden durur ve bambaşka bir yöne doğru koşmaya başlar. bunun nedenini çözdün mü kadınları da anladın demektir.
şebnem ferah'ın 1996 yılında çıkardığı ilk stüdyo albümü. türk rock müziğinde önemli ve saygı duyulası bir yeri olduğunu düşünüyorum. ayrıca sezen aksu'nun katkıda bulunduğu albümlerden sadece biridir.
sımone de beauvoır'ın, "kadın olarak gelinmez, kadın olunur" diyerek ancak niceliksel özelliklere işaret ede(bile)n 'şey'lerin toplamı olmadığını anladığımız insan.
ülkemde kullanılmasından şiddetle geri durulan, ağza alınması ayıp sayılan, yerine ısrarla "bayan" denmesinin tercih edildiği, beyniyle cinsel organın yerini ilk ergenlik çağında değiştirdikten sonra öyle unutan bünyelerce en çok düşünülen "obje" olupta en çok söylenmesinden çekinilen kelime olması gariptir. "kadın", iki bacağının arasındaki zarıyla beraber namus, akıl, benlik vb. olgularını da kaybettiğini düşünenlerin ağzına sığamayacak kadar olgun ve de dolgun bi kelimedir. hatta ötesidir. güzel her türlü sıfatı kız sözcüğü önüne alırken, kötü pis kaka olan bütün sıfatlar kadının önünde yer bulmayı tercih eder. olsundur, kadındır, ne kız kadar farkındalıktan uzak ne de bayan kadar riyakardır.